<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>ThiAgora.com</title>
	<atom:link href="http://thiagora.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://thiagora.wordpress.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 27 Aug 2007 12:09:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='thiagora.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://s2.wp.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>ThiAgora.com</title>
		<link>http://thiagora.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://thiagora.wordpress.com/osd.xml" title="ThiAgora.com" />
	<atom:link rel='hub' href='http://thiagora.wordpress.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>Bir Darbenin Anatomisi</title>
		<link>http://thiagora.wordpress.com/2007/08/27/bir-darbenin-anatomisi/</link>
		<comments>http://thiagora.wordpress.com/2007/08/27/bir-darbenin-anatomisi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Aug 2007 11:57:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gozdesayinsoy</dc:creator>
				<category><![CDATA[tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://thiagora.com/2007/08/27/bir-darbenin-anatomisi/</guid>
		<description><![CDATA[Bir Darbenin Anatomisi &#8211; Celal Bayar Anlatıyor, İsmet Bozdağ, Emre Yayınları, Eylül 2006 Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kötü talihidir askeri darbeler. Cumhuriyet rejimi ile yönetilen bir ülkede, yapılan ihtilaller anti-demokratik bulunur. Nedeni ise, mevcut sisteme dışarıdan yapılan müdahaledir. Şu anda tarih dersi kitapları ne durumda bilemiyorum. Ancak 1990&#8242;lı yıllarda, bu ders kitapları, 1934 yılında kadınlara seçme hakkının verilmesi ile son buluyordu. Madem [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=thiagora.wordpress.com&amp;blog=1387042&amp;post=51&amp;subd=thiagora&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Bir Darbenin Anatomisi &#8211; Celal Bayar Anlatıyor, İsmet Bozdağ, Emre Yayınları, Eylül 2006</em></p>
<p><a href="http://thiagora.files.wordpress.com/2007/08/getimage1.jpg" title="getimage1.jpg"><img src="http://thiagora.files.wordpress.com/2007/08/getimage1.thumbnail.jpg?w=470" alt="getimage1.jpg" /></a></p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kötü talihidir askeri darbeler. Cumhuriyet rejimi ile yönetilen bir ülkede, yapılan ihtilaller anti-demokratik bulunur. Nedeni ise, mevcut sisteme dışarıdan yapılan müdahaledir.</p>
<p>Şu anda tarih dersi kitapları ne durumda bilemiyorum. Ancak 1990&#8242;lı yıllarda, bu ders kitapları, 1934 yılında kadınlara seçme hakkının verilmesi ile son buluyordu. Madem ki &#8220;tarih tekerrürden ibarettir&#8221; diye bir söz var; o zaman, zaten fazlasıyla irdelenmiş olan Kurtuluş Savaşı tarihimizi bir yana koyarak, daha yakın tarihimizde cereyan eden darbeler konusunu ele almak lazımdır. Özellikle, artık yaşayan imparatorlukların olmadığını göz önünde bulundurarak, demokrasi sürecinde yaşanan olgulardan olan devrimlerin mercek altına alınması şarttır.</p>
<p>27 Mayıs 1960 askeri darbesi ise, tarihimizdeki diğer iki darbeye nazaran daha değişik özellikler taşır. 1960 devrimi, emir-komuta zinciri kırılarak, generaller tarafından değil, daha alt rütbeli askerler tarafından gerçekleştirilmiştir. Darbenin yapılma sebepleri ise, pek çok kaynağa göre değişiklik arz etmektedir. Öncelikle, bu duruma gelişin nasıl olduğunu anlatmak gerekir. Kimilerine göre Menderes&#8217;in, yurt dışına asker gönderme yetkisi TBMM&#8217;de iken, sadece Bakanlar Kurulu kararıyla Kore&#8217;ye asker göndermesi, kimilerine göre ise Atatürk&#8217;ün isteğiyle Türkçe okunmaya başlanan ezanın yeniden Arapça okunmaya başlaması, devrimin tetikleyici unsurlarındandı.</p>
<p>Ancak asıl neden, 27 Nisan 1960 yılında kurulan Tahkikat Komisyonu idi. Sözkonusu komisyon; gazete ve dergileri kapatma, basım ve dağıtımını engelleme, gazetecileri sorguya çekme gibi yetkilerle donatılmıştı. Bu durum o kadar ileri bir noktaya gelmişti ki, bazı günler çıkan gazeteler, sansürden dolayı sütunlarının bir kısmını yazısız, beyaz bir şekilde basmaya başlamışlardı. Tahkikat Komisyonu aynı zamanda muhalefetin yaptığı eylemleri de sorgulayacaktı. Bu, bardağı taşıran son damla oldu. Ülkede büyük yankı uyandıran olay, geniş çaplı bir öğrenci hareketinin başlamasına neden oldu.</p>
<p>&#8220;Bir Darbenin Anatomisi&#8221; adlı kitap da 1960 ihtilalini anlatan Celal Bayar&#8217;ın ağzıyla, İsmet Bozdağ tarafından kaleme alınmış. Darbenin bir numaralı görgü tanıklarından biri olan Bayar, elbette DP&#8217;li olmanın getirdiği sorumluluklardan dolayı, kendi deyimiyle darbe olmayan bu &#8220;fiili durum&#8221;u, tarafsız olması mümkün olmayan bir şekilde anlatmıştır. Kendisine göre bu olayın başlıca sorumluları İsmet Paşa (İnönü), CHP ve Demokrat Parti&#8217;yi yıkmak için çalışan komunist oluşumlardır.</p>
<p>O dönemi yaşayanlar, Demokrat Parti&#8217;nin başlarda gayet güzel bir politikası olduğunu, ancak 2. kez iktidara geldikten sonra bir takım bozulmaların baş gösterdiğinden bahsederler. Muhalefet güçlendiği anda da, dönemin başbakanı Adnan Menderes, Londra&#8217;ya yaptığı resmi bir ziyaret sırasında uçak kazası geçirince, ülkenin gündemi tekrar allak bullak oldu. Uçağı sis yüzünden düşen Menderes kurtulurken, heyetteki bazı kişiler hayatını kaybetti. Bu vahim durumdan dolayı, karşı olan sesler bir süreliğine sustu.</p>
<p>Ancak kaçınılmaz sona doğru yaklaşılmıştı. Nitekim, Tahkikat Komisyonu&#8217;nun kurulmasından sonra öğrenci protestolarının büyümesi, ordu-öğrenci yaklaşımı dikkat çekici unsurlardandı. DP&#8217;nin 10 yıllık iktidarı, Menderes&#8217;in, sözkonusu komisyonun CHP hakkında verilen önerge hakkındaki çalışmalarını tamamladığını açıklamasından 2 gün sonra, 27 Mayıs 1960 tarihinde, son buldu. Başkanlığını Orgeneral Cemal Gürsel&#8217;in yaptığı Milli Birlik Komitesi adı altında toplanan bir grup subay ile onların yönetimindeki askerler, Ankara ile İstanbul&#8217;daki bazı önemli yerleri ele geçirerek, yönetime el koydular. Yaşanan olaylar neticesinde, devrim, halkın beklemediği bir olay değildi. Hatta, demokratik süreç içerisinde uygun bulunmayan bu hareketin, o tarihte oldukça gerekli olduğunu savunanlar vardı.</p>
<p>Darbenin ardından Menderes, tutuklanarak Ankara&#8217;ya getirildi. Daha sonra Celal Bayar, Demokrat Parti&#8217;nin ileri gelenleriyle beraber önce İstanbul&#8217;a, oradan da Yassıada&#8217;ya gönderildi. 24 Eylül 1960&#8242;da Yüksek Adalet Divanı kuruldu. Ünlü Yassıada duruşmaları başladı. Sonuçta, Adnan Menderes, Hasan Polatkan ile Fatin Rüştü Zorlu idam edildi, Celal Bayar ise yaş haddinden dolayı ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.</p>
<p>İhtilalden sonra, 9 Temmuz 1961 tarihinde 1961 anayasası kabul edildi. 1924 Anayasası güçler birliğinden sözederken, 1961 anayasası ile güçler ayrılığı ilkesi benimsenmiş, yasamanın Millet Meclisi ile Cumhuriyet Senatosu&#8217;ndan oluşan TBMM&#8217;ye, yürütmenin Cumhurbaşkanı ile Bakanlar Kurulu&#8217;na ait olmasına, yargının ise bağımsız olmasına karar verilmiştir.</p>
<p>Dikkati çeken bir başka nokta ise, yapılan her darbenin ardından anayasanın yeniden düzenlenme gerçeğidir. Oysa ki, demokratik platformlarda, ihtilale gerek kalmaksızın, anayasanın, günümüz koşullarına uygun olarak yapılandırılması mümkündür. Tıpkı, şu anda ülkemizde uygulanan anayasa değişimi süreci gibi. Demek ki, tarihin tekerrür etmesine gerek kalmadan, milli irade ile, birtakım pürüzlerin giderilmesi demokrasinin bize sağladığı gerçeklerdendir. Elbette, kullanmasını bildiğimiz sürece&#8230;</p>
<p><em>Kaynak: <a href="http://www.netbul.com/">www.netbul.com</a>, tr.wikipedia.org </em></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/thiagora.wordpress.com/51/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/thiagora.wordpress.com/51/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/thiagora.wordpress.com/51/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/thiagora.wordpress.com/51/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/thiagora.wordpress.com/51/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/thiagora.wordpress.com/51/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/thiagora.wordpress.com/51/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/thiagora.wordpress.com/51/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/thiagora.wordpress.com/51/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/thiagora.wordpress.com/51/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/thiagora.wordpress.com/51/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/thiagora.wordpress.com/51/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/thiagora.wordpress.com/51/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/thiagora.wordpress.com/51/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/thiagora.wordpress.com/51/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/thiagora.wordpress.com/51/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=thiagora.wordpress.com&amp;blog=1387042&amp;post=51&amp;subd=thiagora&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://thiagora.wordpress.com/2007/08/27/bir-darbenin-anatomisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b81f81cedd2a3bca941cd7a5291cc173?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">gozdesayinsoy</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://thiagora.files.wordpress.com/2007/08/getimage1.thumbnail.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">getimage1.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Bir İnsan Kaynakları Masalı</title>
		<link>http://thiagora.wordpress.com/2007/08/21/bir-insan-kaynaklari-masali/</link>
		<comments>http://thiagora.wordpress.com/2007/08/21/bir-insan-kaynaklari-masali/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Aug 2007 23:20:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gozdesayinsoy</dc:creator>
				<category><![CDATA[iş yönetimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://thiagora.com/2007/08/21/bir-insan-kaynaklari-masali/</guid>
		<description><![CDATA[Bir İnsan Kaynakları Masalı &#8211; Özden Aslan, Elma Yayınevi, Ekim 2006 Şimdilerde gözde iş dallarından biri sayılan insan kaynakları departmanı, içeriği zenginleştirilmeden önce, bir zamanlar personel işleri bölümü olarak adlandırılıyordu. Şirketler; işe alım, çalışanların değerlendirilmesi, atamalar gibi konuların yanısıra, performans yönetimi, ücretlendirme yapısı, gelişim eğitimleri ile buna benzer birtakım genişletilmiş  kategorilerin eklenmesiyle, personel bölümlerini, kısa sürede insan kaynakları departmanına [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=thiagora.wordpress.com&amp;blog=1387042&amp;post=49&amp;subd=thiagora&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Bir İnsan Kaynakları Masalı &#8211; Özden Aslan, Elma Yayınevi, Ekim 2006</em></p>
<p><a href="http://thiagora.files.wordpress.com/2007/08/142133.jpg" title="142133.jpg"><img src="http://thiagora.files.wordpress.com/2007/08/142133.jpg?w=470" alt="142133.jpg" /></a></p>
<p>Şimdilerde gözde iş dallarından biri sayılan insan kaynakları departmanı, içeriği zenginleştirilmeden önce, bir zamanlar personel işleri bölümü olarak adlandırılıyordu. Şirketler; işe alım, çalışanların değerlendirilmesi, atamalar gibi konuların yanısıra, performans yönetimi, ücretlendirme yapısı, gelişim eğitimleri ile buna benzer birtakım genişletilmiş  kategorilerin eklenmesiyle, personel bölümlerini, kısa sürede insan kaynakları departmanına dönüştürmeyi başardılar.</p>
<p>5-10 sene önce işletme bölümü gençler arasında oldukça rağbet görmekteydi. Bunun sonucunda binlerce işletme mezunu, iş bulamamaktan şikayetçi olmaya başladı. Bugün ise, aynı durum insan kaynakları için geçerli. Gelecekte rekabetin sadece kaliteyle ölçülebileceğini erken farkeden firmalar, ellerini güçlendirmek için insan kaynakları departmanlarını ve buna bağlı çalışmaları destekliyorlar. Neticede her sektörde verilen hizmetler aynılaşma sürecine girdi. A firmasının yaptığını B firması hemen kendine uygulayabildiği için bu iki şirketin birbirlerinden hizmet yönünden bir farkı kalmadı. Kaliteyi ise çalışanların müşterilere olan tutumları belirliyor. Her sektörde firmaların tercih sebebi olabilmeleri için artık tek ayrım insan faktörü.</p>
<p>Genel olarak, insan kaynaklarında yapılan çalışmalar belirli ana başlıklar altında toplanıyor. &#8220;Bir İnsan Kaynakları Masalı&#8221; adlı kitapta da, bu temalar, okuyanı sıkmadan, tamamen öyküleştirilmiş biçimde sunuluyor. Siz hiç, tıpkı roman okur gibi, bir bölüm sonra neler olacak heyecanıyla, iş geliştirme kitabı okudunuz mu? Bu tip kitapların  eğlendirmek gibi bir misyonu olmadığını kabul edersek, böylesine bir çalışmanın biz okuyucular için şans olduğu muhakkak.</p>
<p>Kitabımızın baş kahramanı Ezgi. Ezgi, bir firmanın -ki bu firma bulunduğu yörenin en iyilerinden biri- insan kaynakları departmanına iş başvurusunda bulunuyor. Bu firmada geçirdiği 1 sene, bu sürede yaşadığı değişik olaylar, hikayeler halinde okuyucuya anlatılıyor. Her bölümde, yapılan yanlışlıkları gören Ezgi, kendi kendine karar verip, aslında ne yapılması gerektiğini sorguluyor.</p>
<p>Bu hikayeler arasında belki de en ilginç olanı, ülkemizde pek fazla bilinmeyen, ancak büyükten küçüğe hemen hemen her şirkette varolan &#8220;mobbing &#8211; işyerinde psikolojik terör&#8221; konusu. Nedir bu işyerinde terör olayı ve neden bu kadar iddialı bir ismi var?</p>
<p>Türk Dil Kurumu sözlüğünde terör kelimesi; &#8220;yıldırma, cana kıyma ve malı yakıp yıkma, korkutma&#8221; olarak yer alıyor. İşyerinde yapılan terör ise, yıldırma ile korkutma üzerine kurulu. Bir kurban seçiliyor ama rastgele değil. Oldum olası işyerinde rekabeti, karşısındakini ezip yok etmek olarak algılayan zihniyetlerin seçtiği kurban bu. Genellikle başarılı, kısa zamanda yükselmesine kesin gözüyle bakılan, hatta zaman zaman üstlerinden çok daha iyi vasıflara sahip kişiler, bu yok ediciler tarafından çalışma ortamında alt edilemediklerinden, birtakım Ali Cengiz oyunlarına maruz kalıyorlar. </p>
<p>Bu kurbanlar, bazen bir kişi ya da yönetici, bazen de bir grup tarafından sürekli tacize uğruyor. Elbette burada bahsettiğimiz sözlü taciz. Laf atmalar, iğnelemeler, alay etmeler kişinin psikolojisini bozmaya yönelik yapılan girişimler&#8230;Çoğunlukla da başarılı olunuyor. Neler olduğunu anlamayan zavallı çalışan da ya depresyona giriyor, veya istifa edip gidiyor. Kurbanı çekemeyen iş arkadaşları ya da aşağılık kompleksine kapılmış yöneticiler akla hayale gelmeyecek senaryolarla yıpratma politikası güdebiliyorlar. </p>
<p>En iyi yapılandırılmış, kurumsallaşmış şirketlerde bile işyeri terörü çok iyi bilinmiyor. Bu  durumla karşı karşıya olanlar neler olduğunu algılayamadıkları için profesyonel yardım da talep edemiyorlar. Çünkü bu yıkım oyunundan kurtulabilmenin 2 yolu var. Ya pes edip istifayı vererek çekip gitmek, ya da kalıp profesyonel yardım alarak sonuna kadar bu insanlara karşı mücadele vermek.</p>
<p>Birinci yolu tercih eden bir çok yakınım var. Sağlıklarını koruyabilmek için, dayanabildiği noktaya kadar bekleyip, &#8220;artık inceldiği yerden kopsun&#8221; mantığını kabulleniyorlar. Sonrasında kimse onları kararlarından caydıramıyor. İkinci yolu seçmek biraz riskli olsa da, denemeye değer elbette. Kalıp savaşmak, iş hayatında hızla tepeye tırmanmak, bu terörü gerçekleştiren insanlara oradan el sallamak en iyi cevap olur herhalde. Ancak bunun gerçekleşmesi, çalışanın işine olan inancını ve saygısını yitirmemiş olmasıyla mümkün.</p>
<p>Kitapta belirtildiğine göre, işyerlerindeki psikolojik terör, yönetici ile çalışanlara verilen çeşitli eğitimlerle giderilmeye çalışılıyor. Bilinçlenme, problemin ne olduğunu kavrama, şirketlerin başına oldukça ciddi bir bela açan bu sorunu çözmede oldukça etkili oluyor. Kitabımızın kahramanı Ezgi&#8217;nin de başına işyerinde böyle bir durum gelince, çözüm hemen üretiliyor. Departmanda yapılan ufak bir değişiklikle, problemin ana kaynağı bulunuyor, böylece şirket için değerli bir eleman, mutsuz edilmeden, demotive olmadan konu kapatılıyor. Keşke her çalışan bu kadar şanslı olabilse&#8230;Bu denli şanslı olabilmek için öncelikle yönetici kadronun bilinçlenmesi, böyle bir olayın varlığını kabul edebilmesi lazım. Sözkonusu kavram, iş hayatı kadar eski olsa da araştırmalar yeni yeni yapılabiliyor.</p>
<p>Yazar Özden Aslan, psikolojik baskının önemini vurgulamak için, bu konuya  kitabında ayrıntılı bir şekilde yer verdiğini belirtiyor. Siz de işyerinizde teröre maruz kalıp kalmadığınızı öğrenmek istiyorsanız, yazarın önsözde belirttiği <a target="_blank" href="http://www.elmayayinevi.com/">http://www.elmayayinevi.com/</a> adresine ulaşarak anketteki soruları cevaplayabilirsiniz. Sonuç olumsuz da olsa, çok geç kalmadan alacağımız ufacık bir destekle, isteksizce gittiğimiz işyerimize, motivasyonu yüksek, mutlu bir insan olarak  dönebilmemizin  mümkün olabileceğini aklımızdan çıkarmayalım&#8230;</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/thiagora.wordpress.com/49/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/thiagora.wordpress.com/49/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/thiagora.wordpress.com/49/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/thiagora.wordpress.com/49/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/thiagora.wordpress.com/49/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/thiagora.wordpress.com/49/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/thiagora.wordpress.com/49/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/thiagora.wordpress.com/49/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/thiagora.wordpress.com/49/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/thiagora.wordpress.com/49/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/thiagora.wordpress.com/49/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/thiagora.wordpress.com/49/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/thiagora.wordpress.com/49/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/thiagora.wordpress.com/49/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/thiagora.wordpress.com/49/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/thiagora.wordpress.com/49/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=thiagora.wordpress.com&amp;blog=1387042&amp;post=49&amp;subd=thiagora&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://thiagora.wordpress.com/2007/08/21/bir-insan-kaynaklari-masali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b81f81cedd2a3bca941cd7a5291cc173?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">gozdesayinsoy</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://thiagora.files.wordpress.com/2007/08/142133.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">142133.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Mülakat Anıları: Bir Başka İnsan Kaynakları</title>
		<link>http://thiagora.wordpress.com/2007/08/21/mulakat-anilari-bir-baska-insan-kaynaklari/</link>
		<comments>http://thiagora.wordpress.com/2007/08/21/mulakat-anilari-bir-baska-insan-kaynaklari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Aug 2007 00:19:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gozdesayinsoy</dc:creator>
				<category><![CDATA[iş yönetimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://thiagora.com/2007/08/21/mulakat-anilari-bir-baska-insan-kaynaklari/</guid>
		<description><![CDATA[Mülakat Anıları: Bir Başka İnsan Kaynakları &#8211; Mehmet Erkan, Varlık Yayınları, 2007 İş hayatının olmazsa olmazlarındandır mülakatlar. Çalışan her insan, hayatı boyunca, bu stresli deneyimi en az bir kez yaşamıştır. &#8220;Mülakat Anıları&#8221;, tamamen yaşanmış iş görüşmelerinden oluşan bir kitap. Yalnızca isimler değiştirilmiş. Bu tarz görüşmelerin ne kadar gerilimli olduğunu da unutmuş olanlara hatırlatıyor. Beni de seneler öncesine götürdü. Banka mülakatımda, kendimi [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=thiagora.wordpress.com&amp;blog=1387042&amp;post=47&amp;subd=thiagora&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Mülakat Anıları: Bir Başka İnsan Kaynakları &#8211; Mehmet Erkan, Varlık Yayınları, 2007</em></p>
<p><a href="http://thiagora.files.wordpress.com/2007/08/281523_2.jpg" title="281523_2.jpg"><img src="http://thiagora.files.wordpress.com/2007/08/281523_2.thumbnail.jpg?w=470" alt="281523_2.jpg" /></a></p>
<p>İş hayatının olmazsa olmazlarındandır mülakatlar. Çalışan her insan, hayatı boyunca, bu stresli deneyimi en az bir kez yaşamıştır.</p>
<p>&#8220;Mülakat Anıları&#8221;, tamamen yaşanmış iş görüşmelerinden oluşan bir kitap. Yalnızca isimler değiştirilmiş. Bu tarz görüşmelerin ne kadar gerilimli olduğunu da unutmuş olanlara hatırlatıyor. Beni de seneler öncesine götürdü. Banka mülakatımda, kendimi tanıtırken o kadar heyecanlanmıştım ki, nefes almayı unutmuştum. Konuşurken, sesim birden duyulmamaya başladı. Mülakatı yapan kişi, halimi anladı da; &#8220;lütfen nefes alın, rahat olun, öyle devam edin&#8221; dedi. İşte o zaman durumu farkedip kendime gelebilmiştim. </p>
<p>Mehmet Erkan, mülakat yapan taraf olarak, masanın diğer yanında oturanlardan.  Kitabının  içindeki maddelemeler de, iş ilanlarının özeti aslında. Üniversite mezunu, İngilizce bilen, kırk yaşını aşmamış, dış görünümüne özen gösteren, esnek çalışma saatlerine uyum sağlayabilecek, yeni mezun şeklinde ayrılmış olan bölümler, bütün içeriği oluşturuyor.</p>
<p>Yazarın kitabında dem vurduğu gibi, iş ilanlarında klasik hale gelen üniversite mezunu ibaresi ne kadar doğru? Sanki ülkemizde okumak çok kolaymış gibi, uygun olsun olmasın her işe üniversite mezunu yerleştirmek ne derece mantıklı? Lise mezunlarının hiç şansı yok mu?</p>
<p>Bütün bunları tartışırken üniversite mezununun ne anlama geldiğini açmak gerekiyor. Bilindiği gibi üniversite, belirli bir alanda ihtisas yapmak üzere, temel eğitimin ardından devam edilen bir okuldur. Bazıları oldukça spesifik alanlardır; tıp, hukuk, veterinerlik gibi. Bu alanlardan diploma sahibi olmayanlar doktorluk, avukatlık ya da veterinerlik yapamazlar. Bazı alanlar ise daha geneldir; işletme, siyasal bilgiler, iktisat gibi. Bu alanlardan mezun olanlar bir şirket yönetebildikleri gibi, siyasetçi, hatta gazeteci olabilmektedirler.</p>
<p>Şimdi, sadece, iş ilanı zengin gözüksün diye, üniversite mezunu aramak, zaten işsizlik yüzünden sıkıntılı olan ülkemizde belirli bir yüzdeyi hiçe saymak olmuyor mu? Buradaki amacım gerçekten ihtisas gereken işler için verilen ilanları eleştirmek değil. Ancak bir kasiyer, bir satış temsilcisi ararken bile, bu konuda esnek olamamanın, üniversiteyi etiket olarak kullanmanın yanlış olduğunu düşünüyorum. Üstelik, bazen üniversite mezunu olmak da yetmiyor. &#8220;İyi&#8221; bir üniversite olmalı. Burada iyiden kasıt, Türkiye&#8217;nin belli başlı okulları ya da yurtdışı kaynaklı bir okul. Bir de üzerine master ve doktora gerekiyor. </p>
<p>Eğitim hayatı boyunca yarış atı gibi yetişen çocuklar, büyüdüklerinde de farklı bir durumla karşılaşmıyorlar işte. Bu kez, hangisi daha iyi üniversiteyi kazanırsa, üzerine cila niyetine master ile doktorasını bitirirse,  hatta ve hatta yetinmeyip &#8220;double degree&#8221; (çift lisans) yaparsa o zaman en harika işi kapmış oluyor. Aileler artık rahat nefes alabilir!</p>
<p>İkinci iş ilanı klasiği ise dil durumu. İngilizce mutlaka şart koşuluyor. İşe yarasın, yaramasın, işin gereği olsun olmasın, lisan bilmek her zaman artı puan. Ben de artı olmasına karşı değilim, bir lisan bir insan tabii ki, ancak yine vasat pozisyonlu iş ilanının içinde bir madde olarak yer almasına tahammül edemiyorum. Üstelik, en kurumsal firmalarda bile kariyer yönetimi çok net yapılamadığından, sözkonusu şirketlerde İngilizce bilen kişiler bu özelliklerini kullanabilecekleri yerlerde çalışamıyorlar. Dil tazminatı aldıkları için maaşları da diğer çalışanlardan fazla oluyor. Ancak herkesin yaptığı işleri yapıp, yabancı dillerini kullanmamış oluyorlar, dolayısıyla aynı iş aynı maaş ilkesine ters düşülmüş oluyor. Sadece yabancı dil bilmek önemli değil, eğer bu, kişiyi diğerlerinden ayıran bir özellikse, mutlaka değerlendirilmesi gerekiyor.</p>
<p>Yine bazı firmalar bu yabancı dil olayını da abartmış durumda. Sadece tek bir lisanla yetinmiyor, 2. bazen de 3. lisanı tercih sebebi yapabiliyorlar. Mesela; İngilizce&#8217;nin, Almanca&#8217;nın yanısıra pek az kimsenin bildiği Çince gibi bir dili konuşabiliyorsanız, bir sürü adayın önüne geçebildiniz demektir. Firmanız ithalat-ihracatla uğraşmıyor, orta ölçekli, yurtdışı bağlantısı olmayan bir pazarlama şirketi ama, olsun!</p>
<p>Yaş konusuna da değinmeden geçemeyeceğim. Kitapta da yazıldığı gibi, yurtdışında yapılan iş başvurularında ayrımcılık olarak görüldüğünden genelde doğum yılı belirtilmez. Kişinin nitelikleri, yetenekleri ile işe uyumluluğu, yaşının önüne geçer. Bizde bu kural pek geçerli değil. Genellikle, son işe alım yaşı 30-35 arasında. Tabii, belirli bir yaşa kadar edindiğiniz iş tecrübeleri ile yaptığınız kariyer, şirketler arası transferlerde iş ilanına gerek olmaksızın özellikle daha üst düzey pozisyona talip olup, oraya geçmenizi sağlıyor. Bizim konumuz ise, iş hayatında belirtilen yaşa kadar iyi bir noktaya gelememiş, ancak ilanlarla umut arayan, mülakatlara girmek için çırpınan kişiler. Bir de kadın çalışanlar, çocuk sahibi olduklarında, kariyerlerine geçici bir süre ara veriyorlar. Geri dönmek istediklerinde ise, bu yaş engeline takılabiliyorlar. Bu da işkolik kadınları aile mi yoksa kariyer mi seçimine zorluyor.</p>
<p>Bir diğer konu olan esnek çalışma saatlerine uyum sağlayabilmek demek, kitapta da belirtildiği gibi, uzun mesai saatleri demek. Bazen bunun karşılığını maddi olarak alabiliyorsunuz, bazen de bütün emeğinizin üzerine soğuk su içmeniz gerekebiliyor. Peki yurtdışında nasıl? Onlar disiplinin getirdiği çalışma düzeniyle sabah tam saatinde işlerine başlıyorlar, gün boyu sadece ve sadece işle ilgileniyorlar, mesai bitiminde ise dakika geçirmeden masalarından kalkıp evlerine gidiyorlar. Bu, elbette, gelişmiş bir ülkedeki çalışan profili.</p>
<p>Gerçekten gün boyu deli gibi çalışıp üzerine fazla mesai yapanları dışarıda tutarak, bizdeki durumun birazcık farklı olduğunu belirtmek istiyorum. Gün boyu toplam çalışma süremiz olan 8-9 saatin en az yarım saatinde özel telefon görüşmeleri yapıyor, bir o kadar da iş arkadaşlarımızla sohbet ediyoruz. Sigara, çay, kafa dağıtma molaları da cabası. Bunlar olmasın diyecek kadar acımasız değilim, ancak ortalama 5-10 dakika olması gereken bu kısa aralar, 20-25 dakika oluyor. Bunun sonucunda gün içinde bitmesi gereken işler bitmiyor ve kaçınılmaz olarak fazla mesai yapılıyor. Bütün bunların sonunda da şikayet eşliğinde hak edilmeyen fazla mesai parası talep ediliyor. İşveren, çoğu zaman işin farkında olduğundan, bu parayı ödemeyi reddediyor. İşte o zaman da gerçekten işler yetişmediği için mesai yapıp, bu parayı alması gereken de hakkını alamamış oluyor. Sizce adaletli mi?</p>
<p>En çok da yeni mezun konusuna takılıyorum. Yeni mezunlar, aslında iş alanında en şanssız olanlar. İş ilanlarını şöyle bir gözünüzün önüne getirin&#8230;En az 5 yıllık deneyim maddesini buldunuz hemen değil mi? Peki ironik olduğunu düşünmüyor musunuz? Yeni mezun genç bir aday, her işyeri en az 5 yıllık tecrübe ararken, nerede başlayıp bu yılları dolduracak? Eh, artık hemen kendi işyerini açar, kör topal idare eder, batmaz da sağ kalırsa 5 senenin sonunda işyerine kilit vurup, herhangi bir iş ilanına başvurur. Üstelik referans derdi olmadan&#8230;</p>
<p>Bu kitabı, iş görüşmesine girecek olan kişilerin mutlaka okuması gerektiğine inanıyorum. Profesyonel bir insan kaynakları yöneticisi olan kitabın yazarı, her bölüm sonunda, bir mülakatta yapılması ve yapılmaması gerekenleri küçük notlar halinde sıralamış. Her ne kadar önsözünde, bu kitabı iş arayanlar için yazmadığını ifade etse de, iş başvurusu yapacak adayların, bu önerilerden azami fayda sağlayacaklarını umuyorum. Böylece, yukarıda sayılan özelliklerin hepsine birden sahip olmasalar bile, edinecekleri bu bilgilerle rakiplerinin bir adım önüne geçebilirler belki, kimbilir?</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/thiagora.wordpress.com/47/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/thiagora.wordpress.com/47/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/thiagora.wordpress.com/47/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/thiagora.wordpress.com/47/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/thiagora.wordpress.com/47/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/thiagora.wordpress.com/47/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/thiagora.wordpress.com/47/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/thiagora.wordpress.com/47/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/thiagora.wordpress.com/47/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/thiagora.wordpress.com/47/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/thiagora.wordpress.com/47/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/thiagora.wordpress.com/47/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/thiagora.wordpress.com/47/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/thiagora.wordpress.com/47/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/thiagora.wordpress.com/47/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/thiagora.wordpress.com/47/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=thiagora.wordpress.com&amp;blog=1387042&amp;post=47&amp;subd=thiagora&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://thiagora.wordpress.com/2007/08/21/mulakat-anilari-bir-baska-insan-kaynaklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b81f81cedd2a3bca941cd7a5291cc173?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">gozdesayinsoy</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://thiagora.files.wordpress.com/2007/08/281523_2.thumbnail.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">281523_2.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Aşk Üçlemesi</title>
		<link>http://thiagora.wordpress.com/2007/08/18/ask-uclemesi/</link>
		<comments>http://thiagora.wordpress.com/2007/08/18/ask-uclemesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Aug 2007 10:05:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gozdesayinsoy</dc:creator>
				<category><![CDATA[aşk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://thiagora.com/2007/08/18/ask-uclemesi/</guid>
		<description><![CDATA[Aşk Üçlemesi &#8211; Atilla Birkiye, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Aralık 2002 Bugün kütüphanemde bir kitap ararken, bende çok hoş bir anısı olan Atilla Birkiye&#8217;nin &#8220;Aşk Üçlemesi&#8221; adlı romanıyla karşılaştım. Bu kitap beni alıp, 4 sene öncesine götürdü. O zamanlar henüz bankada gişe memuru olarak çalışıyordum. Bankaya servisle gidip geldiğimden, yolda okumak üzere yanımda sürekli [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=thiagora.wordpress.com&amp;blog=1387042&amp;post=41&amp;subd=thiagora&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Aşk Üçlemesi &#8211; Atilla Birkiye, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Aralık 2002</em></p>
<p><a href="http://thiagora.files.wordpress.com/2007/08/106314_21.jpg" title="106314_21.jpg"><img src="http://thiagora.files.wordpress.com/2007/08/106314_21.thumbnail.jpg?w=470" alt="106314_21.jpg" /></a></p>
<p>Bugün kütüphanemde bir kitap ararken, bende çok hoş bir anısı olan Atilla Birkiye&#8217;nin &#8220;Aşk Üçlemesi&#8221; adlı romanıyla karşılaştım. Bu kitap beni alıp, 4 sene öncesine götürdü.</p>
<p>O zamanlar henüz bankada gişe memuru olarak çalışıyordum. Bankaya servisle gidip geldiğimden, yolda okumak üzere yanımda sürekli kitap taşıyordum. Ne zamandır aradığım roman henüz yayınlanmıştı. Daha önce 3 ayrı kitap olarak piyasadaydı ancak ben sadece bir tanesini bulabilmiştim. Diğer ikisini de çok merak ediyordum. Yeni basımında bu 3 kitap tek kitap haline getirilmişti.</p>
<p>Bir akşamüstüydü, banka kapanmak üzereydi. Bankoya bir bey yaklaştı işlem yaptırmak için. Çok kitap okuyan biri olarak, arka kapakta resmi dahi olsa, yazarları tanımak benim için bile güç oluyor. Dolayısıyla gişede işlem yaptıran bu beyi ancak dekonta ismini aldığım sırada tanıyabildim. Atilla Birkiye diye yazmıştı. Usulca çantamı aldım, o sıralar kendisinin kitabını okuduğum halde, bu şartlar altında imzalatıp imzalatmamak konusunda tereddüt ettim. Ne de olsa imza günü değildi, çok farklı bir amaç için oradaydı, beni tersleyebileceği korkusuyla çekine çekine uzattım kitabı. Dekonta imzasını almıştım, acaba bunu da imzalayabilir miydi?</p>
<p>Önce çok şaşırdı Atilla Bey. Daha sonra, &#8220;Şu saatte, başka hangi bankaya gitsem, herhangi bir şubede, işlem yaptırdığım başka hangi bankoda birisinin benim kitabımı okuyabilme olasılığı vardır ki, bu ne güzel bir tesadüf&#8221; dedi. Ben de kendisine bir çırpıda kitabı bitirmek üzere olduğumu, daha önceki basımlarını bulamadığımı anlattım. Eminim, yazar için de, okur için de buna benzer hoş bir anıya çok ender rastlanır. Nitekim Atilla Bey kitabımı; &#8220;Her şeyden önce bu güzel sürprize, yeni çıkan bir kitabın, bir aşk romanının coşkusuyla, sevgiyle&#8221; diyerek imzalamıştı.</p>
<p>Gerçekten düşününce, o gün o şubede, benim gibi işlem yapan diğer arkadaşlarıma değil de bana gelmesi, benim kitabı henüz bitirmemiş olmam (ki o akşam serviste kitabı bitirmiştim) hepsi bu kadar mı denk gelir diye sorgulamama yolaçtı. Bir kere daha hayatın gerçekten de ufak sürprizler yaptığına, küçük mutlulukların bile insanın dünyasını değiştirdiğine şahit oldum. Hala bu anının her saniyesi belleğimde pırıl pırıl, gülümseyerek hatırlıyorum herşeyi.</p>
<p>Atilla Birkiye, 29 Mayıs 1955 yılında İstanbul&#8217;da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü&#8217;nü bitirdi. Yayınevlerinde ve ansiklopedilerde çalıştı; ilk yazısı 1978 yılında &#8220;Sanat Emeği&#8221; dergisinde yayınlandı. Çeşitli dergilerde yazılarının yayınlanması 1980 sonrasında yoğunlaştı. Tam metni Türkçe&#8217;ye ilk kez çevrilen &#8220;Binbir Gece Masalları&#8221;nı yayına hazırladı. Cumhuriyet Gazetesi&#8217;nde, 1994-2001 yılları arasında haftada bir &#8220;Işıldak ve Yelpaze&#8221; başlığıyla köşe yazıları yazdı.</p>
<p>Kitabın içeriğine gelince, 3 ayrı kitabın birleşimi olduğundan bahsetmiştim. Bu 3 hikaye, birbiriyle bağlantılı. İlki, &#8220;Son Yemek&#8221;, ikincisi, &#8220;Soldan Sağa&#8221; ve sonuncusu &#8220;Bir Aşk Bilmecesini Nasıl Çözebilirsiniz?&#8221;. İlkinde, darbe sonrasında ilham kaynağını kaybetmiş bir yazarın bunalımı yansıtılırken, bir yandan da bir türlü kendisiyle birlikte olduğuna inanamadığı sevgilisi Selma&#8217;ya duyduğu tutkulu aşk anlatılıyor. &#8220;Soldan Sağa&#8221; da ise, sevgilisi Selma&#8217;dan ayrı düşen yazarın, yazma serüveni var. Son bölümde, Selma ile yazarın çevresinde gelişen kadın-erkek ilişkileri konu ediliyor.</p>
<p>Şu anda da bu kitaba ulaşmak sanırım zor, piyasada tükenmiş gibi gözüküyor. Umarım yeni basımları çıkar, kimbilir belki benim gibi bir kitapsever de bu sayede hoş bir anıya sahip olur&#8230;</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/thiagora.wordpress.com/41/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/thiagora.wordpress.com/41/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/thiagora.wordpress.com/41/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/thiagora.wordpress.com/41/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/thiagora.wordpress.com/41/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/thiagora.wordpress.com/41/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/thiagora.wordpress.com/41/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/thiagora.wordpress.com/41/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/thiagora.wordpress.com/41/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/thiagora.wordpress.com/41/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/thiagora.wordpress.com/41/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/thiagora.wordpress.com/41/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/thiagora.wordpress.com/41/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/thiagora.wordpress.com/41/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/thiagora.wordpress.com/41/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/thiagora.wordpress.com/41/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=thiagora.wordpress.com&amp;blog=1387042&amp;post=41&amp;subd=thiagora&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://thiagora.wordpress.com/2007/08/18/ask-uclemesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b81f81cedd2a3bca941cd7a5291cc173?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">gozdesayinsoy</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://thiagora.files.wordpress.com/2007/08/106314_21.thumbnail.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">106314_21.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Tarihe Geçen Hazırcevaplar</title>
		<link>http://thiagora.wordpress.com/2007/08/16/tarihe-gecen-hazircevaplar/</link>
		<comments>http://thiagora.wordpress.com/2007/08/16/tarihe-gecen-hazircevaplar/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Aug 2007 23:52:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gozdesayinsoy</dc:creator>
				<category><![CDATA[derleme]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://thiagora.com/2007/08/16/tarihe-gecen-hazircevaplar/</guid>
		<description><![CDATA[Tarihe Geçen Hazırcevaplar &#8211; Derleyen:Akın Alıcı, Epsilon Yayıncılık, Ağustos 2006 Tarihi; yaptıkları buluşlarla, yönettikleri ülkelerle, yazdıkları kitaplarla, düşünceleriyle şekillendiren insanların hayatları, sıradan kişiler için her zaman merak konusu olmuştur. Çoğunlukla, tarihi kişilere ait anekdotlar, parça parça da olsa, mail zincirleri sayesinde bizlere ulaşıyor. Her biri kendi dalında oldukça önemli şahsiyetlerin başından geçmiş eğlenceli, öğretici, düşündürücü [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=thiagora.wordpress.com&amp;blog=1387042&amp;post=38&amp;subd=thiagora&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Tarihe Geçen Hazırcevaplar &#8211; Derleyen:Akın Alıcı, Epsilon Yayıncılık, Ağustos 2006</em></p>
<p><a href="http://thiagora.files.wordpress.com/2007/08/getimage.jpg" title="getimage.jpg"><img src="http://thiagora.files.wordpress.com/2007/08/getimage.thumbnail.jpg?w=470" alt="getimage.jpg" /></a><a href="http://thiagora.files.wordpress.com/2007/08/975-331-945-2g71wkc.jpg" title="975-331-945-2g71wkc.jpg"></a></p>
<p>Tarihi; yaptıkları buluşlarla, yönettikleri ülkelerle, yazdıkları kitaplarla, düşünceleriyle şekillendiren insanların hayatları, sıradan kişiler için her zaman merak konusu olmuştur. Çoğunlukla, tarihi kişilere ait anekdotlar, parça parça da olsa, mail zincirleri sayesinde bizlere ulaşıyor.</p>
<p>Her biri kendi dalında oldukça önemli şahsiyetlerin başından geçmiş eğlenceli, öğretici, düşündürücü hikayelerin biraraya toplandığı bir kitap olan &#8220;Tarihe Geçen Hazırcevaplar&#8221;, derleyenin ellerine sağlık dedirtecek kadar başarılı.</p>
<p>Kitap, esas olarak 6 bölüme ayrılmış. Bilim adamları, devlet adamları, filozoflar, hükümdarlar, sanatçılar ayrı başlıklar halinde toplanırken, son bölümde sınıflandırma yapılmaksızın kısa kısa hikayecikler aktarılmış. İçlerinde çok aşina olduklarımız da var, hemen hemen hiç duyulmamış öyküler de&#8230; Sınıflandırma yapılmış olan ilk 5 bölümde, kişilerin hayatları da özetleniyor. Atatürk, Einstein, Churchill, Demosthenes, Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim, Büyük İskender, Pablo Picasso, Oscar Wilde gibi isimlere bu kitapta rastlamak mümkün. Ardından, bu önemli insanların başlarından geçen hikayeler anlatılıyor.</p>
<p>Mesela, Galileo Galilei, engizisyon mahkemesi tarafından yargılanıp, canını kurtarmak ve çalışmalarına devam etmek için dünyanın dönmediğini anlatan yazıyı okuduktan sonra, yine de kendini tutamayıp, kısık sesle; &#8220;Dünya ne derseniz deyin, her şeye rağmen, size rağmen dönmektedir.&#8221; diyebilmiştir. Ezop adıyla bilinen Aisopos ise bir köle olarak hayata başladığı halde ince zekasıyla her türlü zorluğun üstesinden gelerek sonunda özgürlüğüne kavuşur. Kölelik zamanlarında, efendilerini de kötü durumlardan yine bu olağanüstü zekasıyla kurtardığı halde, hemen hemen hepsi tarafından kendisine hürriyet sözü verilmişken bu hakkını çok sonra elde edebildiğini bu kitaptan öğrenebiliyoruz.</p>
<p>Filozof bölümünden devam edersek; Sokrates bir gün, yolda bir tanıdığına rastlar. Adam ünlü filozofa, onun bir arkadaşıyla ilgili duyduğunu anlatmak ister. Sokrat ise &#8220;Bana ne duyduğunu söylemeden önce sana ufak bir test yapmak istiyorum&#8221; der. &#8220;Sana uygulayacağım testin adı Üçlü Filtre Testi. İlk filtre Gerçek Filtresi. Şimdi, bana anlatacağın olayın gerçek olup olmadığını söyleyebilir misin?&#8221; diye sorar. Adam &#8221;Hayır&#8221; diye cevaplandırır. Sokrat ikinci filtre olan &#8220;İyilik Filtresi&#8221;ne geçer. &#8220;Arkadaşım hakkında bana söyleyeceğin iyi bir şey mi?&#8221; Adam yine olumsuz cevap verir. Sokrat son filtre olan &#8220;Yararlılık Filtresi&#8221;ni sorar. &#8220;Arkadaşım hakkında bana anlatacağın olay, benim işime yarayacak mı?&#8221; Adam yine &#8220;Hayır&#8221; diye cevap verir. Bunun üzerine Sokrates şöyle yorum yapar: &#8220;Eğer bana anlatacakların doğru değil, iyi değil ve işe yarar değilse bunları neden bana anlatasın ki?&#8221;</p>
<p>Kitapta ayrıca, hükümdarların savaş alanlarındaki başarılarının sırrı, devlet adamlarının ülkeyi yönetirken kullandıkları yöntemler, sanatçıların düşünce tarzları ile olaylar karşısındaki hazırcevaplılıkları da başarıyla aktarılmış. Bütün bu değerli şahsiyetlerin dönemlerine göre yaşadıkları ile söylediklerini günümüze uyarladığımızda, halen bunlardan yararlandığımızı ve birşeyler öğrenebildiğimizi farkediyoruz. </p>
<p>Kişiler hakkında ilginç bilgilere de rastlayabiliyoruz. Asıl adı Samuel Langhorne Clemens olan Mark Twain&#8217;in adının ne anlama geldiği gibi. Gazetecilik yaptığı sırada, daha önceden yapmış olduğu kaptanlığı çok sevdiğinden, geminin dibe oturmaması için gerekli su derinliğini ölçen bir gemici terimi olan ve İngilizce&#8217;de &#8220;ikiyi işaretle&#8221; anlamına gelen &#8220;Mark Twain&#8221; ismini ilk kez mizahi bir gezi yazısında kullanmış.</p>
<p>Bunun gibi bir çok ilginç hikayenin hepsine burada yer vermemiz mümkün değil. Ancak buraya yazılanların referans oluşturacağına inanıyorum. Sıkılmadan okunan, kısa öyküler olması sebebiyle yormayan, çok güzel bir derleme. Bu kişilere ait, halen kulağa küpe olabilecek sözler de satır aralarına serpiştirilmiş:</p>
<p>&#8220;<em>Delilik, aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir.&#8221; </em>-Albert Einstein-</p>
<p>&#8220;<em>Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakinin anlayabileceği kadardır.&#8221; </em>-Mevlana-</p>
<p>&#8220;<em>Neden iki kulağımıza karşılık bir dilimiz var biliyor musunuz? Çok dinleyelim, az konuşalım diye.&#8221; </em>-Diyojen-</p>
<p>bunlardan sadece birkaçı.</p>
<p>Son olarak, Platon&#8217;un anekdotuyla hayatımızın dersini alıyoruz belki de: Bir toplantıda Platon&#8217;a, insanlarda gözlemlediği ve onu en çok şaşırtan davranışların ne olduğu sorulmuş. Platon&#8217;un cevabı gerçekten ilginç, oldukça da düşündürücü. &#8220;İnsanlar, çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler, sonra çocukluklarını özlerler&#8230;Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler, ardından sağlıklarını geri almak için para öderler&#8230;Yarından endişe ederken bugünü unuturlar, dolayısıyla ne bugünü ne de yarını yaşarlar&#8230;Böylece hiç ölmeyecek gibi yaşarlar&#8230;Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler&#8230;&#8221;</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/thiagora.wordpress.com/38/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/thiagora.wordpress.com/38/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/thiagora.wordpress.com/38/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/thiagora.wordpress.com/38/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/thiagora.wordpress.com/38/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/thiagora.wordpress.com/38/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/thiagora.wordpress.com/38/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/thiagora.wordpress.com/38/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/thiagora.wordpress.com/38/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/thiagora.wordpress.com/38/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/thiagora.wordpress.com/38/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/thiagora.wordpress.com/38/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/thiagora.wordpress.com/38/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/thiagora.wordpress.com/38/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/thiagora.wordpress.com/38/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/thiagora.wordpress.com/38/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=thiagora.wordpress.com&amp;blog=1387042&amp;post=38&amp;subd=thiagora&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://thiagora.wordpress.com/2007/08/16/tarihe-gecen-hazircevaplar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b81f81cedd2a3bca941cd7a5291cc173?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">gozdesayinsoy</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://thiagora.files.wordpress.com/2007/08/getimage.thumbnail.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">getimage.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kanser Cinayetleri</title>
		<link>http://thiagora.wordpress.com/2007/08/16/kanser-cinayetleri/</link>
		<comments>http://thiagora.wordpress.com/2007/08/16/kanser-cinayetleri/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Aug 2007 05:25:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gozdesayinsoy</dc:creator>
				<category><![CDATA[sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://thiagora.com/2007/08/16/kanser-cinayetleri/</guid>
		<description><![CDATA[Kanser Cinayetleri &#8211; Yaşar Gören, Ozan Yayıncılık, Mayıs 2005 Tıpkı kolesterolde olduğu gibi, kanser araştırmalarında da gelinen nokta, bildiğimiz gerçeklerin tam tersine bir yol izlemekte. Özellikle son yıllarda yapılan araştırmalar, kanser hastalığının mikrobik bir hastalık olabileceği yönünde. Kesin olarak kanıtlanan ise, rahimağzı kanserine bir virüsün yolaçtığı şeklindedir. Bundan yola çıkarak, bütün kanser türlerinin de virütik [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=thiagora.wordpress.com&amp;blog=1387042&amp;post=36&amp;subd=thiagora&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Kanser Cinayetleri &#8211; Yaşar Gören, Ozan Yayıncılık, Mayıs 2005</em></p>
<p><a href="http://thiagora.files.wordpress.com/2007/08/41413_k_2434.jpg" title="41413_k_2434.jpg"><img src="http://thiagora.files.wordpress.com/2007/08/41413_k_2434.thumbnail.jpg?w=470" alt="41413_k_2434.jpg" /></a></p>
<p>Tıpkı kolesterolde olduğu gibi, kanser araştırmalarında da gelinen nokta, bildiğimiz gerçeklerin tam tersine bir yol izlemekte. Özellikle son yıllarda yapılan araştırmalar, kanser hastalığının mikrobik bir hastalık olabileceği yönünde.</p>
<p>Kesin olarak kanıtlanan ise, rahimağzı kanserine bir virüsün yolaçtığı şeklindedir. Bundan yola çıkarak, bütün kanser türlerinin de virütik bir sebebe dayanabileceği tıp çevrelerince oldukça sık dile getirilmeye başlandı. Belki de bundan bir süre sonra, veba ya da verem gibi zamanında ölümcül olan hastalıklara karşı nasıl ilaç ve aşılar üretildiyse, kanser için de bu tarz bir tedavi mümkün olabilecek.</p>
<p>Ancak günümüzde kanseri yenmek için kullanılan tedavi yöntemleri, hastayı daha da kötüye götürüyor. Bu yöntemler; ameliyat, kemoterapi ve radyoterapi. Ameliyat, bağışıklık sistemi çöküntüye uğramaması gereken kanser hastasına travma yükleyerek, bu çöküşü hızlandırıyor. Kemoterapide amaç, oldukça hızlı bölünerek çoğalan kanser hücrelerinin artmasını engellemek, ancak bu olurken vücut için gerekli diğer hücrelerin de ölmesi sağlanıyor, yine bunun neticesinde kişinin bağışıklık sistemi yok ediliyor. Kemoterapi görmüş hastaların halsiz, güçsüz olmalarının sebebi de bundan kaynaklıyor. Bir diğer tedavi olan radyoterapinin ise faydasını anlamak güç. Kanserin başlıca sebeplerinden biri olarak gösterilen nükleer reaksiyonların, (ülkemizde de yaşanan Çernobil felaketi gibi) vücuda bilerek verilmesi mantığa aykırı gibi geliyor.</p>
<p>&#8220;Kanser Cinayetleri&#8221; adlı kitap, işte bu basmakalıp kanser tedavi yöntemlerinin hastanın ömrünü ne kadar kısalttığını yaşanmış örneklerle anlatıyor. Ben de yaşanmış bir örnekten bahsetmek istiyorum. Aile büyüklerimden birisi, kalp hastalığı teşhisi konduktan sonra bu doğrultuda tedavi edilmeye başlanıyor. Yaklaşık olarak 25 (yazıyla yirmi beş) sene yaşadıktan sonra, vefatına yakın, lenf kanseri olduğu anlaşılıyor. Burada yanlış teşhis hayat kurtarmış oluyor. Çünkü eğer kanser olduğu baştan anlaşılıp, yukarıda saydığımız yöntemlerle tedavi edilseydi, değil 25 yıl, en fazla 2 yıl ömrü olacaktı. Nerden biliyorsun demeyin. Araştırmalar ile yaşanmış olaylar gösteriyor ki, kanser tedavisi uygulanan hastalarda, geçici bir süre hastanın kendini çok iyi hissettiği, hatta hastalığı atlattığını düşündürten bulgular yaşanıyor. Sonra birdenbire tedavinin getirmiş olduğu ağır travma neticesinde hastalık tüm vücuda yayılıyor, kısa sürede de öldürüyor. Bütün bunlar en fazla birkaç sene içinde gerçekleşiyor. Nitekim kitapta da bu süreler, kişiler ve tarihleriyle birlikte ayrıntılı olarak verilmiş.</p>
<p>Peki, kansere neyin sebep olduğunu bilmeden, nasıl tedavi ediliyor gibi basit bir soru soralım. Öyle ya, neyin sebep olduğu tam olarak bilinse, zaten önlemi alınmış olurdu. O zaman tıp tedavi için &#8221;olsa olsa&#8221; metodunu kullanmış oluyor ki, bu gerçekten de dehşet verici. Çünkü, insanlar bu durumda kobay olarak kullanılmış oluyorlar.</p>
<p>Yine doktor olan bir aile büyüğüm ile yaptığım bir sohbet sırasında, bana doktorların başlıca amacının hastayı yaşatmak olduğunu söylemişti. &#8220;Ölüme çare bulunamıyor, o zaman amaç hastanın ömrünü olabildiğince uzatmaktır. Kanser için yapılan tedavilerde de hasta hızla ölüme doğru gittiği için, bu, tamamen amaçtan sapmak olarak değerlendirilir&#8221; demişti. Bu durumda, hasta öldüğü zaman sebep kanser değil, kanseri tedavi eden yöntemler oluyor. Ancak bu, hiçbir doktor tarafından dile getirilmiyor ne yazık ki.</p>
<p>Kolesterol gibi, kanserin de sağlık ile ilaç sektörüne faydası var mı acaba? Biraz kötü niyetli bir düşünce gibi gelebilir, ancak kanserin bir mikrop ya da virüsten kaynaklandığını ortaya çıkarmak için büyük bütçeli araştırmalar, kapsamlı deneyler yapılması gerekiyor. Varolan yöntemleri kullanmak da işin kolayına kaçmak gibi görünüyor. O zaman yine dehşet içinde kalıyoruz maalesef. Sırf tembellik uğruna, ya da ödenek yaratamamaktan bu tip araştırma-geliştirmelerin yapılmaması, kemoterapi, radyoterapi ile bunlarla birlikte kullanılan ilaçların rant kapısı olması, tıp dünyası açısından kesinlikle etik değil. Hangi vicdanlar buna göz yumabiliyor?</p>
<p>Kitaptaki bir başka çarpıcı nokta da, verem aşısının lösemiyi önleyebileceğini ortaya çıkaran araştırma. A.B.D&#8217;nin Chicago kentinde 85 bin bebek vereme karşı aşılanıp, 20 yıl boyunca izlenmiş. Aşılanmış bebekler, aşılanmamışlarla karşılaştırıldıklarında şöyle bir sonuç alınmış: Lösemiye yakalananların %10&#8242;u aşılanmışların, %90&#8242;ı ise aşılanmamışların arasından çıkmış. Verem aşısı BCG (Bacillus Calmette Guerin) lösemiyi yüzde 90 gibi büyük bir oranla önlüyor. (Dr.Virginia Livingstone, Ve Kanser Yenildi, Arma Yayınları,İstanbul) Bu durumda, vereme karşı bağışıklık kazanan insan vücudu, kansere karşı da bağışıklık kazanabiliyor.</p>
<p>Elbette, bu kesin bir yargı değil. Ama hiç olmazsa başlangıç teşkil edebilir. Belki de bu yolla, kanser aşısı geliştirilerek çağımızın şimdilik çaresiz kaldığı bu illet de yok edilebilir. Bunun için yürekli araştırmacılar, vicdanı hür doktorlar gerekiyor. Sağlık=para denklemine inat, sadece sağlık için birşeyler yapılması şart.</p>
<p>Bir örnek de ünlü bir spor yazarımızdan vermek istiyorum. Gazetelerden de takip ediliyordur, kendisi bağırsak kanserine yakalanmış, ameliyat olmuş. Kurtuldum derken, bir sene sonra şikayetleri tekrar başlamış. Doktor, karaciğere sıçradığını söylemiş. 6 ay ömür biçilmiş kendisine. Karaciğerden akciğere atlamış, akciğerin tamamı, karaciğerin beşte dördü alınmış. Oradan böbreğe sıçramış, sağ böbrek de alınmış. Ve son kalan akciğere de sıçrayınca kemoterapi önermişler. Önce iyi olur gibi hissetmiş, sonrasında yine kötülemiş. 3 aylık bir kür daha yapılmış. Sonrasında herşeye boşvermiş, şimdi Bodrum&#8217;da teknesinde keyif yapıyor. Belki de moralini yüksek tutmak, bütün bu tedaviler yerine, bağışıklık sistemine çok daha iyi gelecek. Ve yine belki de baştan beri yapılması gereken de buydu.</p>
<p>Kimsenin böylesine kötü tecrübelerle karşılaşmasını temenni etmiyorum elbette. Ancak başa gelmeden anlaşılmıyor diyenlere de sonuna kadar hak veriyorum. Çaresizlik, yaşatma isteği, herşeyden umutlanmayı getiriyor. &#8220;Bu da işe yarar&#8221; denilenlere sıkı sıkı sarılıyor insan. Kötüleyeceğini bile bile, her türlü tedaviye razı geliyor. Çünkü hastayı öylesine bırakmak, hiçbir şey yapmadan beklemek, soğukkanlılığınızı elinizden alıyor.</p>
<p>Her ne olursa olsun, günümüzde kullanılan ilaç, ameliyat, kemoterapi ve radyoterapi yöntemlerinin yarardan çok zarar getirdiğini savunanlar hiç de az değil. Klasik kanser tedavisine karşın, maksimum fayda ilkesiyle, alternatif kanser tedavilerinin de bir an önce ortaya çıkarılması bekleniyor. Doktorların da, ettikleri Hipokrat yeminini unutmadan, yine Hipokrat&#8217;ın, &#8220;<em>Primum, nil nocere</em>&#8220;(Önce, zarar vermeyeceksin) sözünü, sık sık hatırlamaları gerekiyor&#8230;</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/thiagora.wordpress.com/36/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/thiagora.wordpress.com/36/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/thiagora.wordpress.com/36/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/thiagora.wordpress.com/36/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/thiagora.wordpress.com/36/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/thiagora.wordpress.com/36/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/thiagora.wordpress.com/36/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/thiagora.wordpress.com/36/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/thiagora.wordpress.com/36/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/thiagora.wordpress.com/36/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/thiagora.wordpress.com/36/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/thiagora.wordpress.com/36/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/thiagora.wordpress.com/36/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/thiagora.wordpress.com/36/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/thiagora.wordpress.com/36/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/thiagora.wordpress.com/36/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=thiagora.wordpress.com&amp;blog=1387042&amp;post=36&amp;subd=thiagora&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://thiagora.wordpress.com/2007/08/16/kanser-cinayetleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b81f81cedd2a3bca941cd7a5291cc173?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">gozdesayinsoy</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://thiagora.files.wordpress.com/2007/08/41413_k_2434.thumbnail.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">41413_k_2434.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Bir Masalmış Kolesterol</title>
		<link>http://thiagora.wordpress.com/2007/08/15/bir-masalmis-kolesterol/</link>
		<comments>http://thiagora.wordpress.com/2007/08/15/bir-masalmis-kolesterol/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Aug 2007 08:49:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gozdesayinsoy</dc:creator>
				<category><![CDATA[sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://thiagora.com/2007/08/15/bir-masalmis-kolesterol/</guid>
		<description><![CDATA[Bir Masalmış Kolesterol &#8211; Shane Ellison, Hayykitap, Temmuz 2007 Tüm dünyada hayati hastalıkların başlıca sebebi, olumsuzluk simgesi olarak gösterilen kolesterolün aslında ne olduğunu anlatan bir kitap basıldı çok yakın bir zamanda. Tamamen teknik bir kitap, dolayısıyla okunması da anlaması da biraz zor. Ama, sırf bize değil, tüm dünyaya söylenmiş ve söylenmekte olan kocaman bir yalanı açıklıyor. Bu [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=thiagora.wordpress.com&amp;blog=1387042&amp;post=34&amp;subd=thiagora&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://thiagora.files.wordpress.com/2007/08/152779.jpg" title="152779.jpg"></a>Bir Masalmış Kolesterol &#8211; Shane Ellison, Hayykitap, Temmuz 2007</em></p>
<p><a href="http://thiagora.files.wordpress.com/2007/08/152779.jpg" title="152779.jpg"><img src="http://thiagora.files.wordpress.com/2007/08/152779.thumbnail.jpg?w=470" alt="152779.jpg" /></a></p>
<p>Tüm dünyada hayati hastalıkların başlıca sebebi, olumsuzluk simgesi olarak gösterilen kolesterolün aslında ne olduğunu anlatan bir kitap basıldı çok yakın bir zamanda. Tamamen teknik bir kitap, dolayısıyla okunması da anlaması da biraz zor. Ama, sırf bize değil, tüm dünyaya söylenmiş ve söylenmekte olan kocaman bir yalanı açıklıyor.</p>
<p>Bu kolesterol meselesi benim için yeni bir şey değil. Çok yakın bir tanıdığım, senelerini doktorluk mesleğine vermiş biri olarak, bu acı kolesterol gerçeğini çok önceden farkedip çevresine anlatmaya çalıştı yıllar boyunca. Çalıştı diyorum, çünkü tüm dünya aksini iddia ederken, aslında yüksek kolesterolün ne kadar tehlikeli, ne kadar vahim (!) olduğunu söylerken, insanlara bunun tersini kabullendirmek epey zor. Üstelik kendisi, herhangi bir deney ya da araştırma olmaksızın, sadece kalp-damar cerrahı olması sebebiyle deneyimleri ile bilgisini birleştirip, 80&#8242;li yıllarda, aslında kolesterolün kalp hastalıkları üzerinde bir etkisi olmadığını ortaya çıkarmıştır.</p>
<p>Hiç kimse, sağlık gibi çok önemli bir konuda yalan olmayacağını düşündüğünden olsa gerek, &#8220;bunca doktor, bunca tıp otoritesi böyle bir gerçeği kabullenmişken, herhalde yanlış değildir&#8221; tezini savunuyor. Oysa gerçek bambaşka&#8230; İlaç firmaları, kolesterol düşürücü ilaçlar üzerinden yılda milyon değil, milyarlarca dolar kazanıyorlar. Dolayısıyla, şimdi çıkıp, kolesterol sandığınız gibi bir şey değil demek, altın yumurtlayan tavuğu kesmek oluyor. Tıbbın hata yapma oranı da oldukça yüksek, bugün &#8220;evet&#8221; dediklerine yarın &#8220;kesinlikle hayır&#8221; diyorlar. Tıpkı seneler önce kalp hastalarına balığı yasaklayıp, bugün onlar için bir numaralı besin haline getirdikleri gibi&#8230;</p>
<p>Kitapta, kolesterol düşürücü ilaçların yararı olmamasının yanısıra, aslında öldürücü etkilerinden bahsediyor. Ne kadar acı değil mi? Siz iyileşmek için ilaçlardan medet umuyorsunuz, ama sağlığınızı hiçe sayan birileri, umursamadan, daha da fazla para kazanmak için bu gerçeği örtbas etmeye uğraşıyor. Sırf ilaçlar da değil, bugün halen reklamlarda, kolesterol düşürücü etkisi olduğu öne sürülen birtakım içecekler de bu pastadan büyük bir dilim kapma yarışına giriyor. Bugün yaşlısından gencine, her türlü insan, bambaşka sebeplerden de olsa hastaneye, doktora gittiğinde, yapılan tahliller sonucunda potansiyel kolesterol hastası olarak adlandırılıyor. Dolayısıyla, böylesine geniş bir insan yelpazesine hitap edecek bir ürünü satmak, yiyecek-içecek sektörünün de ağzını sulandırıyor.</p>
<p>Kolesterolün kalp hastalıklarını engellediğine olan inanç, bu kitapla yerle bir oluyor. Çünkü, yapılan araştırmalar neticesinde, kalp hastalıkları ile kolesterol arasında herhangi bir bağıntı bulunamamış! Hatta kitaba göre, yüksek kolesterol olan yaşlı kişilerin yaşama şansları çok daha yüksek. Çünkü düşük kolesterol ile, bağışıklık sistemimiz çöküyor, hafızamız zayıflıyor, hormon düzeyimiz bozuluyor.</p>
<p>Bu durumda ne yapmalı? Elbette, hepimiz tıp eğitimi almadığımız için, aslında doktorlar ne söylerse, ne önerirse onu yapmak zorunda kalıyoruz. Ancak biraz araştırarak, sağlık gibi önemli bir konuda bazı verilere, somut gerçeklere ulaşmak istersek, bu körü körüne olan inancı yok edebiliriz.</p>
<p>İnsan bedeni gerçekten de mükemmel bir makine. Nasıl eve aldığımız çok pahalı, çok değerli makinelerimize bir şey olmasın, kırılmasın diye gözümüz gibi bakıyorsak, vücudumuza da öyle bakmalıyız. Kilo almamalı, onu yormamalıyız. Sadece, elimize bedava geçti diye onu hor kullanmamalıyız. Çünkü düzeltmek için dünyanın parasını harcıyoruz. Her zaman pozitif olmalıyız, ki moral aslında vücuttaki hemen hemen bütün aksaklıkların ilacı, en başta kanser olmak üzere.</p>
<p>Elbette her ilaç kötü değil, ancak ilaçları alıp alıp hayat tarzımızı değiştirmeden yaşamak, işin kolayına kaçmak, kısa vadede çözüm üretmek oluyor. Yaşantımızı gözden geçirerek, kendimize gerçek anlamda iyi bakarak, genetik olmayan hastalıkları önleyebilmemiz mümkün.</p>
<p>Kısacası, dünya üzerinde kolesterol ilaçlarına hayır diyen bir avuç araştırmacı ile doktora  karşın, koskoca bir ilaç endüstrisi ile bundan rant sağlayan sağlık personelinin savaşı nasıl sonuçlanır bilinmez. Belki de kolesterol hastası olarak isimlendirilen kişilerin bilinçlenerek bu düzene bir dur demesi mümkün olabilir. Gerçi o zaman da ilaç sektörü mutlaka yeni bir olguyla karşımıza çıkarak bizi korkutmaya devam edecektir&#8230;</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/thiagora.wordpress.com/34/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/thiagora.wordpress.com/34/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/thiagora.wordpress.com/34/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/thiagora.wordpress.com/34/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/thiagora.wordpress.com/34/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/thiagora.wordpress.com/34/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/thiagora.wordpress.com/34/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/thiagora.wordpress.com/34/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/thiagora.wordpress.com/34/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/thiagora.wordpress.com/34/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/thiagora.wordpress.com/34/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/thiagora.wordpress.com/34/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/thiagora.wordpress.com/34/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/thiagora.wordpress.com/34/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/thiagora.wordpress.com/34/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/thiagora.wordpress.com/34/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=thiagora.wordpress.com&amp;blog=1387042&amp;post=34&amp;subd=thiagora&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://thiagora.wordpress.com/2007/08/15/bir-masalmis-kolesterol/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b81f81cedd2a3bca941cd7a5291cc173?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">gozdesayinsoy</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://thiagora.files.wordpress.com/2007/08/152779.thumbnail.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">152779.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Alışverişkolik ve Bebeği</title>
		<link>http://thiagora.wordpress.com/2007/08/13/alisveriskolik-ve-bebegi/</link>
		<comments>http://thiagora.wordpress.com/2007/08/13/alisveriskolik-ve-bebegi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Aug 2007 11:41:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gozdesayinsoy</dc:creator>
				<category><![CDATA[bestseller]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://thiagora.com/2007/08/13/alisveriskolik-ve-bebegi/</guid>
		<description><![CDATA[Alışverişkolik ve Bebeği &#8211; Sophie Kinsella, Artemis Yayınları, Ağustos 2007 &#8220;Alışverişkolik ve Bebeği&#8221;, Sophie Kinsella&#8217;nın yarattığı Becky Bloomwood karakterinin 3.kitabı. İlk kitap &#8220;Alışverişkolik ve Pembe Dünyası&#8221;nda ilk kez tanıştığımız, adından da anlaşılacağı gibi alışveriş delisi olan Becky&#8217;nin maceraları; ikinci kitap &#8220;Alışverişkolik Yurtdışında&#8221; ile global bir tüketime dönüşüyor. Son kitap olan &#8220;Alışverişkolik ve Bebeği&#8221;nde ise, Becky&#8217;nin [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=thiagora.wordpress.com&amp;blog=1387042&amp;post=32&amp;subd=thiagora&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Alışverişkolik ve Bebeği &#8211; Sophie Kinsella, Artemis Yayınları, Ağustos 2007</em></p>
<p><a href="http://thiagora.files.wordpress.com/2007/08/281059_2.jpg" title="281059_2.jpg"><img src="http://thiagora.files.wordpress.com/2007/08/281059_2.thumbnail.jpg?w=470" alt="281059_2.jpg" /></a></p>
<p>&#8220;Alışverişkolik ve Bebeği&#8221;, Sophie Kinsella&#8217;nın yarattığı Becky Bloomwood karakterinin 3.kitabı. İlk kitap &#8220;Alışverişkolik ve Pembe Dünyası&#8221;nda ilk kez tanıştığımız, adından da anlaşılacağı gibi alışveriş delisi olan Becky&#8217;nin maceraları; ikinci kitap &#8220;Alışverişkolik Yurtdışında&#8221; ile global bir tüketime dönüşüyor. Son kitap olan &#8220;Alışverişkolik ve Bebeği&#8221;nde ise, Becky&#8217;nin soyadı artık Brandon ve bir bebek bekliyor.</p>
<p>Daha önce tamamen kendine odaklı alışveriş stratejisi izleyen Becky, bir bebeği olacağını öğrendiğinden beri önünde yepyeni bir tüketim alanı olduğunu keşfediyor. Satın alınacak bir dolu bebek eşyasının yanısıra, bütün sosyetenin gitmekte olduğu ünlü kadın doğum doktorundan randevu koparabilmek için olağanüstü bir çaba sarfediyor.</p>
<p>Kitabı okurken, &#8220;bu kadarı da fazla&#8221; dediğim çok yer olmasına karşın, herkesin bir takıntısı olabileceğini kabul ediyorum. Kadınlar için ayakkabı, çanta en bilinenleri. Hiçbir zaman bir tane daha fazlaya hayır demiyorlar. Elbette, firmalar da, kadınların bu tüketim çılgınlığı içinde yer almasını memnuniyetle karşılıyorlar, doğru reklam kampanyalarıyla hedefi tam onikiden vurarak, yılda milyonlarca satış gerçekleştiriyorlar.</p>
<p>Üstelik aradığınız herşeyi bulabileceğiniz büyük alışveriş merkezleri de bu amaca hizmet edebilmek için belirli bir stratejiyle inşa ediliyorlar. Aradığınız mağazaya ulaşmanız, ancak belirli bir plan dahilinde mümkün olabiliyor. Yürüyen merdivenler, asansörler bile bu şekilde dizayn ediliyor. Bir kattan diğer kata geçebilmek için, bazen bütün bir merkezi baştan sona kadar yürümek zorunda kalıyorsunuz. Tabii ki, bu sürede bir çok vitrinin önünden geçmeniz gerekiyor. O an hiç aklınızda olmayan, gerek albenisiyle size hitap eden, gerekse takıntınızı tetikleyen bir şeyle mutlaka karşılaşıyorsunuz. Almadan geçebiliyorsanız ne mutlu size. Ama bir çok insan, bütçesi dahilinde gördüğüne hayır diyemiyor.</p>
<p>Evet, bu çılgınlık sadece kadınlara özgü değil. Erkeklerin de bu tip takıntıları var mutlaka. Çanta, ayakkabı, elbise olmasa da; elektronik eşya, bilgisayar, telefon da onların ilgi alanına giriyor. Burada pazarlama yine aynı mantıkla işliyor. Üstelik, teknoloji her geçen gün yenilendiği için, buradaki pazar payı çok daha büyük. Yeni almış olduğunuz telefonun ya da bilgisayarın çok geçmeden bir üst modeli çıkıyor. Sizin elinizdekinden çok farklı değil ama mutlaka bir üstün özelliği var. İşe bakın ki, o da tam sizin aradığınız özellik! Böylece, bir kaç ay önce aldığınız tozlu raflarda, yeni aldığınız bir fazla özellikli olan cebinizde, elinizdekinden daha üstün olan yeni çıkacak eşya da kataloglarda yerini alıyor. Bu kısır döngü maalesef bu şekilde işleyip gidiyor.</p>
<p>Dolayısıyla alım gücüyle orantılı olarak, yaşadığımız sürece mutlaka tüketiyoruz. En basitinden, bir süpermarkete girdiğimizde, en temel ihtiyacımız olan yemek alışverişini yaparken bile, gereksiz bir sürü şey alıp çıkabiliyoruz. Oradaki raflar da tıpkı alışveriş merkezleri gibi akıllıca bir taktikle konuşlandırıldığından, aklınızda olmayan bir ürünü almak kaçınılmaz hale geliyor. Kasada bütün aldıklarınız poşetlendikten sonra sıra ödemeye geldiğinde, kasiyer tutarı söyledikten sonra yüzünüzün aldığı şekil ise herşeyi anlatıyor zaten.</p>
<p>Bu noktada, liste yapmak ya da tok karnına markete gitmek gibi fikirlerin de çok işe yarayacağını sanmıyorum. İçimizde bu canavarı barındırdığımız sürece, bir daha hayatımız boyunca yemek yeme ihtiyacı duymayacağımızı öğrensek bile gidip yiyecek maddesi alacağımız kesin. Bu bir tür dürtü gibi, engel olamıyoruz.</p>
<p>&#8220;Alışverişkolik ve Bebeği&#8221;, diğer 2 kitapla birlikte; eğlenceli, hoşça vakit geçirip okuyabileceğiniz, bol bol gülebileceğiniz bir kitap. Özellikle bu tatil aylarında, kalın olmasına rağmen akıcılığı sayesinde çabucak bitirebilirsiniz. Serinin diğer 2 kitabını henüz okumadıysanız, hikayelerin bağlantıları açısından baştan başlamanızı öneririm. Romanın İngiltere&#8217;de geçiyor olması da, İngiltere&#8217;yi sevenler, oradaki mağazaları bilenler için eğlenceli olabilir.</p>
<p>Hemen hemen hepimiz, hayatımızda bir şeyler kötü giderken, ya da tam tersine herşey çok iyiyken, kendimizi alışveriş çılgınlığına kaptırıyoruz. Almak için dışarı çıktığımız eşyayı tamamen unutarak, elimizde bir sürü torbayla eve döndüğümüzde, hem cüzdanımızı boşaltmış olmanın vermiş olduğu rahatlıkla(!), hem de &#8220;zaten bu da çok gerekliydi&#8221; diye satın almış olduğumuz eşyalara bulduğumuz bahanelerle başbaşa kalıyoruz. Almamız gereken mi? Bir dahaki alışverişe artık!</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/thiagora.wordpress.com/32/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/thiagora.wordpress.com/32/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/thiagora.wordpress.com/32/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/thiagora.wordpress.com/32/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/thiagora.wordpress.com/32/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/thiagora.wordpress.com/32/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/thiagora.wordpress.com/32/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/thiagora.wordpress.com/32/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/thiagora.wordpress.com/32/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/thiagora.wordpress.com/32/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/thiagora.wordpress.com/32/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/thiagora.wordpress.com/32/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/thiagora.wordpress.com/32/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/thiagora.wordpress.com/32/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/thiagora.wordpress.com/32/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/thiagora.wordpress.com/32/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=thiagora.wordpress.com&amp;blog=1387042&amp;post=32&amp;subd=thiagora&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://thiagora.wordpress.com/2007/08/13/alisveriskolik-ve-bebegi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b81f81cedd2a3bca941cd7a5291cc173?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">gozdesayinsoy</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://thiagora.files.wordpress.com/2007/08/281059_2.thumbnail.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">281059_2.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Sir Arthur Conan Doyle ve Sherlock Holmes</title>
		<link>http://thiagora.wordpress.com/2007/07/31/sir-arthur-conan-doyle-ve-sherlock-holmes/</link>
		<comments>http://thiagora.wordpress.com/2007/07/31/sir-arthur-conan-doyle-ve-sherlock-holmes/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Jul 2007 09:59:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gozdesayinsoy</dc:creator>
				<category><![CDATA[polisiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://thiagora.com/2007/07/31/sir-arthur-conan-doyle-ve-sherlock-holmes/</guid>
		<description><![CDATA[ Sherlock Holmes Bütün Hikayeleri 1-2-3-4, Sir Arthur Conan Doyle, Rem Yayıncılık, Haziran 2003 Sir Arthur Conan Doyle, roman kahramanı, dedektif Sherlock Holmes&#8217;un yaratıcısıdır. En az Agatha Christie polisiyeleri kadar ünlü olan Sherlock Holmes serisi, sıradışı hikayeler ile onların yine sıradışı çözümleriyle polisiye romanlara farklı bir bakış açısı getirir. Sherlock Holmes, 19.yüzyıl sonu, 20.yüzyıl başlarında yaşayan bir [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=thiagora.wordpress.com&amp;blog=1387042&amp;post=28&amp;subd=thiagora&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://thiagora.files.wordpress.com/2007/07/149271_2.jpg" title="149271_2.jpg"></a> <em>Sherlock Holmes Bütün Hikayeleri 1-2-3-4, Sir Arthur Conan Doyle, Rem Yayıncılık, Haziran 2003</em></p>
<p><a href="http://thiagora.files.wordpress.com/2007/07/149271_2.jpg" title="149271_2.jpg"><img src="http://thiagora.files.wordpress.com/2007/07/149271_2.thumbnail.jpg?w=470" alt="149271_2.jpg" /></a></p>
<p>Sir Arthur Conan Doyle, roman kahramanı, dedektif Sherlock Holmes&#8217;un yaratıcısıdır. En az Agatha Christie polisiyeleri kadar ünlü olan Sherlock Holmes serisi, sıradışı hikayeler ile onların yine sıradışı çözümleriyle polisiye romanlara farklı bir bakış açısı getirir.</p>
<p>Sherlock Holmes, 19.yüzyıl sonu, 20.yüzyıl başlarında yaşayan bir İngiliz&#8217;dir. Baker Caddesi, 221B&#8217;de oturmaktadır. Burası, sahibi gerçekten yaşamamış olduğu halde, bugün Sherlock Holmes müzesi olarak korunmaktadır. Bu da bize, aslında Sherlock Holmes serisinin ne kadar başarılı olduğunu, dünya çapında haklı bir şöhrete sahip olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Holmes, yöntemleri gerçekten olağanüstü olan bir dedektiftir. Zekasını kullanarak yaptığı analizler sayesinde, bazen bir ayak izinden, bazen sigara izmaritlerinden, kısacası her türlü bilgi kırıntısından sonuca ulaşır. Bazı bilgi sitelerinde &#8220;tümdengelim&#8221; metotunu kullandığı söylense de, aslında analiz ile sentez yaparak olayları çözer. <a target="_blank" href="http://usavurma.blogspot.com/2007/07/tmdengelim-deduction-ile-tmevarim.html">Tümdengelim ile analiz arasındaki fark</a> da tamamen ayrı bir araştırma konusudur.</p>
<p>Gerçek adı Arthur Ignatius Conan Doyle olan Holmes&#8217;un yaratıcısı, İskoç asıllı bir tıp doktorudur. Polisiye romanlar dışında bilim kurgu hikayeleri, tarihi romanlar, oyunlar ve şiirler yazmıştır. Yarattığı Holmes karakteri kendi ününü geçmiş, Conan Doyle bir noktada Holmes yazmayı bırakmış, kahramanını &#8220;Son Soruşturma&#8221; adlı öyküsünde öldürmüştür. Ancak yoğun tepkiler üzerine, Holmes&#8217;u bir yıl geçtikten sonra tekrar diriltmek zorunda kalmıştır. Conan yazarın ikinci adı olmasına rağmen, daha sonraki yıllarda soyadı olarak kullanmayı tercih etmiştir.</p>
<p>Sherlock Holmes hikayelerinde kadın karakterlere başrolde rastlamak mümkün değildir. Holmes&#8217;e, çözmesi gereken dava süresince, en yakın arkadaşı olan Dr.Watson eşlik etmektedir. Dr.Watson, zeka olarak Holmes&#8217;un düzeyine erişemese de, olayların çözümünde Holmes&#8217;a tam destek verir. Romanların kurgusunda, önemli bir yere sahiptir çünkü yazarın okura anlatmak istedikleri, Dr.Watson&#8217;un Holmes&#8217;a sorduğu sorular sayesinde ortaya çıkar. Holmes&#8217;un herhangi bir kadın arkadaşı olmaması bazı çevrelerce manidar karşılanır, hatta Dr.Watson&#8217;a yaklaşımının herkesten farklı olduğu söylenir. Yine dedikodulara göre aslında Dr.Watson karakteri, Conan Doyle&#8217;un ta kendisidir.</p>
<p>Holmes, işiyle ilgili olmayan hiçbir konuya ilgi duymaz, işine yarar diye sosyete haberlerini takip eder. Hatta bu konuda abartıya kaçıp, &#8220;dünyanın güneş etrafında döndüğünü bilmek işime yaramıyorsa, neden bu bilgiyi kafamda tutayım ki&#8221; dahi diyebilmiştir. Dönemin pozitivizmi, kendisi de bir doktor olan Conan Doyle tarafından, Holmes karakterine fazlasıyla giydirilmiştir. Yaşantı biçimi olarak oldukça bohem bir hayata sahiptir Holmes. Garip zevkleri vardır, morfin ile kokain kullanır, oldukça iyi keman çalar ve usta bir eskrimcidir. Kılık değiştirerek bambaşka kişiliklere bürünür, sadece kıyafetle değil, davranış biçimiyle de olmak istediği kişi olur, bu şekilde zaman zaman Dr.Watson tarafından bile tanınmaz. Ama bu kişilik değişimleri, üzerinde olduğu davaları çözüme kavuşturmasında oldukça yararlı olur. Yine de Holmes&#8217;un kullandığı bir çok yöntem, bugün bile kriminoloji biliminde tam anlamıyla kullanılamaz. Sherlock Holmes, genellikle trençkotlu, şapkalı ve elinde sürekli içtiği piposuyla resmedilir.</p>
<p>Sherlock Holmes maceralarının Türkiye&#8217;de ve dünyada pek çok taklidi yazılmıştır. 50&#8242;li ile 60&#8242;lı yıllarda Türkiye&#8217;de onun adına Conan Doyle tarafından yazılmamış öyküler dahi yayınlanmıştır. Bunun yanısıra, Sir Arthur Conan Doyle&#8217;un oğlu, ünlü polisiye yazarı John Dickson Carr tarafından ortaklaşa yazılmış bir biyografisi de bulunmaktadır.</p>
<p>Son yıllarda, Türkiye&#8217;de de hayran kitlesi oldukça fazla olan yabancı dizi &#8220;House M.D.&#8221;nin de Sherlock Holmes&#8217;la şaşırtıcı bağlantıları olduğu keşfedilmiştir. Dizinin kahramanı doktor House da 221B&#8217;de oturmaktadır. Sherlock Holmes&#8217;un en yakın arkadaşı Dr.John H. Watson&#8217;a karşın House&#8217;un en yakın dostu yine bir doktor olan James Wilson&#8217;dur. Tıp dünyasında çözülmesi zor olan vakalar, Dr.House tarafından tıpkı Sherlock Holmes yöntemleri kullanılarak çözümlenmektedir. Son olarak da, Holmes kelimesi İngilizce telaffuz edilirken &#8220;L&#8221; düşer, dolayısıyla okunuş &#8220;Homes&#8221; şeklinde olur. (House, İngilizce&#8217;de ev; Homes ise evler, yuvalar anlamına gelmektedir.) Zaten &#8220;House&#8221; karakterinin yaratıcısı David Shore da Sherlock Holmes&#8217;dan esinlendiğini ifade etmiştir.</p>
<p><em>Kaynak: en.wikipedia.org, tr.wikipedia.org, eksisozluk.com, <a target="_blank" href="http://usavurma.blogspot.com/2007/07/tmdengelim-deduction-ile-tmevarim.html">usavurma.blogspot.com</a></em></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/thiagora.wordpress.com/28/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/thiagora.wordpress.com/28/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/thiagora.wordpress.com/28/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/thiagora.wordpress.com/28/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/thiagora.wordpress.com/28/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/thiagora.wordpress.com/28/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/thiagora.wordpress.com/28/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/thiagora.wordpress.com/28/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/thiagora.wordpress.com/28/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/thiagora.wordpress.com/28/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/thiagora.wordpress.com/28/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/thiagora.wordpress.com/28/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/thiagora.wordpress.com/28/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/thiagora.wordpress.com/28/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/thiagora.wordpress.com/28/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/thiagora.wordpress.com/28/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=thiagora.wordpress.com&amp;blog=1387042&amp;post=28&amp;subd=thiagora&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://thiagora.wordpress.com/2007/07/31/sir-arthur-conan-doyle-ve-sherlock-holmes/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b81f81cedd2a3bca941cd7a5291cc173?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">gozdesayinsoy</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://thiagora.files.wordpress.com/2007/07/149271_2.thumbnail.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">149271_2.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kadının Adı Yok</title>
		<link>http://thiagora.wordpress.com/2007/07/30/kadinin-adi-yok/</link>
		<comments>http://thiagora.wordpress.com/2007/07/30/kadinin-adi-yok/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jul 2007 15:47:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gozdesayinsoy</dc:creator>
				<category><![CDATA[genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://thiagora.com/2007/07/30/kadinin-adi-yok/</guid>
		<description><![CDATA[Kadının Adı Yok &#8211; Duygu Asena, Afa Yayıncılık, Nisan 1987 &#8211; Doğan Kitap Yayınları, Ekim 2000 Bu ülkeden bir kadın geçti&#8230;Öyle bir kadın ki, ne erkek düşmanlığı kaldı, ne de feministliği. Ama o bunlara aldırmadı, tek amacı Türk toplumunda kendini bulamamış kadınlara yazarak ulaşmak, onları bir anlamda eğitmekti. Kadının Adı Yok, roman formunda eğitici bir kitap. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=thiagora.wordpress.com&amp;blog=1387042&amp;post=29&amp;subd=thiagora&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Kadının Adı Yok &#8211; Duygu Asena, Afa Yayıncılık, Nisan 1987 &#8211; Doğan Kitap Yayınları, Ekim 2000</em></p>
<p><a href="http://thiagora.files.wordpress.com/2007/07/67897.jpg" title="67897.jpg"><img src="http://thiagora.files.wordpress.com/2007/07/67897.thumbnail.jpg?w=470" alt="67897.jpg" /></a></p>
<p>Bu ülkeden bir kadın geçti&#8230;Öyle bir kadın ki, ne erkek düşmanlığı kaldı, ne de feministliği. Ama o bunlara aldırmadı, tek amacı Türk toplumunda kendini bulamamış kadınlara yazarak ulaşmak, onları bir anlamda eğitmekti.</p>
<p>Kadının Adı Yok, roman formunda eğitici bir kitap. Bir genç kızın hayattaki duruşunu, masumiyetini, aşklarını, acılarını anlatıyor. Bu kız, herhangi birimiz aslında. O yüzden adı yok, o yüzden bu kadar içten.</p>
<p>Duygu Asena, gerek kitapları gerekse köşe yazılarıyla, sonuna kadar kadın-erkek eşitliğini savundu. Kadınların da erkekler kadar özgür olduğunu anlattı. Türkiye&#8217;de tabu olmuş bir çok konuyu, tekrar tekrar işleyerek aslında erkeğin doğasında olduğu kadar kadının da doğasında olduğunu hatırlattı hepimize. Feministliği erkek düşmanlığı olarak algıladı bazı kesimler. Onların cahillikleriyle de başa çıktı. Feminizmin ne demek olduğunu her fırsatta dile getirdi.</p>
<p>Asena, 1946 yılında, Atatürk&#8217;ü yaveri olan ve dönemin CHP milletvekili Ali Şevket Öndersev&#8217;in torunu olarak, İstanbul&#8217;da dünyaya geldi. Lisans öğrenimini İstanbul Üniversitesi Pedagoji bölümünde tamamlayan yazar, öncelikle bu alanda çalışmaya başladı.</p>
<p>Gazetedeki ilk yazısı 1972 yılında Hürriyet&#8217;in Kelebek ekinde yayınlandı. Ardından ilk romanı olan &#8220;Kadının Adı Yok&#8221; ile adını duyurdu. 1988 yılında müstehcen bulunan kitap yasaklandı, uzun süren davaların ardından tekrar yayınlanan romanın yönetmen Atıf Yılmaz tarafından filmi çekildi.</p>
<p>Asena, 30 Temmuz 2006 tarihinde beyin tümörü nedeniyle tedavi gördüğü Amerikan Hastanesi&#8217;nde hayata gözlerini yumdu.</p>
<p>Bir kısmınız, belki de ne yaptığını sorguluyordur Asena&#8217;nın. Evet, günümüzde hala özellikle Anadolu&#8217;da töre için namus cinayetleri işleniyor. Hala kadınlar ezik, hatta 2. sınıf vatandaş. Bazı yörelerde yok sayılıyorlar, söz hakları bile yok. Evet, Türkiye İstanbul&#8217;dan ve batı kesiminden de ibaret değil. Ancak o; daha düne kadar örümcek kafalı olan kadın ya da erkek farketmez, bir kişinin bile fikrini değiştirebildiyse, bu da büyük başarıdır. Roma&#8217;nın da bir günde kurulmadığını düşünürsek, kökten bir değişimin Türkiye için gerçekleşmesi, bir insanın ortalama ömründen daha uzun süreceği kesin. Ama yetişen gerçek aydınlarımız sayesinde, bu süreç başladı ve devam ediyor.</p>
<p>Ölümünün 1.yıldönümünde, onu anlayan ve hayranlık duyan bir hemcinsi olarak, Duygu Asena&#8217;yı özlemle anıyorum. Yeni kuşak Türk kadını onun sayesinde artık gerçekten ayakları üzerinde durabiliyor. Eminim yapacağı ya da yazacağı daha pek çok şey vardı. Ancak şimdi onun izinden giden kadın gazeteciler ile yazarlara baktığım zaman, amacına ulaşmış olmanın huzuruyla, yukarıdan bir tebessümle bizi izlediğini biliyorum&#8230;</p>
<p><em>Kaynak: tr.wikipedia.org</em></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/thiagora.wordpress.com/29/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/thiagora.wordpress.com/29/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/thiagora.wordpress.com/29/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/thiagora.wordpress.com/29/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/thiagora.wordpress.com/29/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/thiagora.wordpress.com/29/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/thiagora.wordpress.com/29/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/thiagora.wordpress.com/29/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/thiagora.wordpress.com/29/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/thiagora.wordpress.com/29/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/thiagora.wordpress.com/29/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/thiagora.wordpress.com/29/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/thiagora.wordpress.com/29/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/thiagora.wordpress.com/29/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/thiagora.wordpress.com/29/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/thiagora.wordpress.com/29/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=thiagora.wordpress.com&amp;blog=1387042&amp;post=29&amp;subd=thiagora&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://thiagora.wordpress.com/2007/07/30/kadinin-adi-yok/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b81f81cedd2a3bca941cd7a5291cc173?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">gozdesayinsoy</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://thiagora.files.wordpress.com/2007/07/67897.thumbnail.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">67897.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>
